Zevk Alıyorum Seni Anmaktan...

Super bir geceydi my darlin and friends… Cinema alcol music and

Posted: Kasım 26th, 2008 | Author: admin | Filed under: Anlık | Comments Off

Content-Type: text/html; charset=”iso-8859-9″

ial; FONT-WEIGHT:Normal;'> =


Gene aksam oldu gene yarin is war daraldim da

Posted: Kasım 23rd, 2008 | Author: admin | Filed under: Anlık | Comments Off

Content-Type: text/html; charset=”iso-8859-9″

ial; FONT-WEIGHT:Normal;'>pof=


Kim cekecek simdi ingilazca dersini puff

Posted: Kasım 22nd, 2008 | Author: admin | Filed under: Anlık | Comments Off


Simdi uyurum

Posted: Kasım 22nd, 2008 | Author: admin | Filed under: Anlık | Comments Off

Simdi uyku zamani hadi kaptan uyumalisin…..


Uyku tutmadi yine

Posted: Kasım 22nd, 2008 | Author: admin | Filed under: Anlık | Comments Off

Ulan yattim yine uyku tutmuyor biktim uykusuzluktan


Tersten yaşamak

Posted: Kasım 20th, 2008 | Author: admin | Filed under: Kategorilenmemiş | No Comments »

Yaşamın en tatsız tarafı sona eriş seklidir..
Şüphesiz ki yaşamı tersten yasamak daha güzel,
Hatta mükemmel olurdu.
Nasıl mi ?
Cami’de uyanıyorsunuz. Bir tahta
sandık içersinde, Herkes karsınızda
saf durmuş, iyiliğinize dua ediyor
ve tüm haklar helal edilmiş
vaziyette.tabuttan doğruluyorsunuz, yaşlı,
Olgun ve ağırbaşlı olarak.
Herkes etrafınızda, büyük bir
İtibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi
Hazır.arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz.
Doğar doğmaz devlet size
maaş bağlıyor, aylık veya üç ayda bir maaşınızı
alıyorsunuz. Ne güzel, hazır maaş, hazır ev….
Altmışlı yaslara kadar hersek garanti, huzur
içinde yaşıyorsunuz. Sağlığınız gittikçe düzeliyor,
kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz. Bir gün
çalışmak istiyorsunuz ve ise ilk başladığınız gün
size hoş geldin hediyesi olarak bir plaket ve altın
kol saati veriyor patronunuz.. Ve genel müdürlük
veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir
insan olarak ise başlıyorsunuz. Herkes karsınızda
el pençe divan…vücudunuzda da bazı hoşa giden hareketler
de başlıyor. Gittikçe zayıflıyor forma giriyorsunuz.
Diğer hormonal aktiviteler artıyor,
fevkalade…..aman ne güzel günler başlıyor…
Derken bir gün patron size artık üniversiteye
gitsen daha iyi olur diyor. Bu arada babanız ortaya
çıkmış, “fazla çalıştın” diyor “artık eve dön, isi
bırak, okumaya basla, harçlığın benden olsun…” keyfe
bakar misiniz ?
Okuduğunuz dersler gittikçe kolaylaşıyor. Ekmek elden,
su gölden bir dönem başlıyor. Partiler, diskotekler,
kızların sayısı artıyor. Derken Anne ve babanız sizi
götürüp getirmeye başlıyor, araba kullanma derdi de yok
artık….
Günün birinde sizi okuldan da alıyorlar, “evde otur,
keyfine bak, oyuncaklarınla oyna” Diyorlar..
Mamanız ağzınıza veriliyor, zaman zaman altınızı
bile Temizliyorlar, hatta bu durum alışkanlık yaratıyor
ve hiç tuvalet kullanmamaya başlıyorsunuz.
Derken anneniz bir gün size süt verme
kararını alıyor ve başka bir keyifli dönem başlıyor.
Mama artık her yerde, her an ve en taze şeklinde
hazır. Bir gün karanlık ilik ve sıcak bir ortama
giriyorsunuz. Beslenmek için ağzınızı açmaya
dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor,
sıcacık, yumuşacık, gürültü ve patırtısız bir
ortamda yasıyorsunuz.
Küçülüyor, küçülüyor, ufacık bir
hücre halini alıyorsunuz.
Ve günün birinde müthiş bir
Olayla hayatiniz bitiyor… ; )


Bağlanmayacaksın

Posted: Kasım 20th, 2008 | Author: admin | Filed under: Kategorilenmemiş | Tags: | No Comments »

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.

Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem
de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak…

CAN YUCEL


Hiç..

Posted: Kasım 20th, 2008 | Author: admin | Filed under: Kategorilenmemiş | Tags: , , | No Comments »

Hiç..

Hiç Bir, insandan vazgeçmek,
bir insani hayatindan sonsuza kadar çikartmak zorunda
kaldin mi?
Sevsende gitmeni istediği için gittin mi hayatından?
sana sen yokmuşsun gibi davranıldı mı hiç?
susan bir insanın ne anlatmak istediğini anladığın oldu mu ?
hayatında hep aynı olaylar tekerrür etti mi hiç?
Herşeye rağmen seviyorum onu dediğin oldu mu ?
her an yanındaymış gibi hissettiğin?
sanki,
hani uzatsan da elini tutamayacağını bilmek gibi,
her an kapından içeri gülümseyerek gireceğini bekleyip
ama aslında hiç gelmeyeceğini de bilmen gibi.
ne kadar katlanılmaz bir gerçek değil mi ?
sen hala bu kadar sevgili iken?
Özlemek,
bu kadar özlemek,
etini kemiğini yakarcasına özlemek…
çok kötü değil mi?
Bu kadar özleyip onu görememek,
ona dokunamamak,
onu işitememek,
sabaha kadar ağlamak,sesini duymak istesen de,
gururun engel olduğu zamanlar oldu mu?
Onu sevsen de sende bıraktığı kalp kırgınlığının gurura dönüştüğü
Ama hala onu sevdiğin oldu mu hiç?
onunla gittiğin yerlerden geçerken,
yarım kalmışlığın aktığı oldu mu gözlerinden?
her söylediği sözün aklından biran olsun çıkmadığı anlar oldu mu ?
Onun canı yandığında seninde canının yandığı odlumu hiç?
onu gördüğünde koşup boynuna atlamamak için kendini zor tuttuğun ?
sigaradan nefret ettiğin halde,
oturup kaç paket içtiğini bile hatırlamadığın zamanlar ?
gece camdan bakıp hayalini geçirdiğin oldu mu sokağından?
her gece başını yastığa koyduğunda şimdi nerdedir,
ne yapıyordur diye düşündüğün oldu mu?
o diye yastığa sarıldığın oldu mu?
yazdığı mektupları sayısını hatırlamadığın kadar
gözü yaşlı okuduğun oldumu hiç?
Biliyorsun değil mi?
Ne kadar umutsuz bir arayıştır o,
kalabalık caddede geçen binlerce yüze bakmak
bir kez daha görebilmek için o yüzü,
belki biraz önce geçti bu kaldırımdan diye düşünmek,
belki su an arkamda yürüyen insanların içinde bir
yerde demek,
belki su an üzerimdedir gözleri diye paranoyalar
yasamak
ne zordur değil mi?
Ne kadar eritir insani farketmeden.
Sen de biliyorsun degil mi bunlari.?
Güzel bir cafe kesfettiginde, güzel bir film seyrettiginde,
güzel bir sarki dinlediginde
güzellikleri oraninda eksik kaldiklarini hissettin mi?
paylasamadigin için onunla.
Hiç iki kisilik beyninle
yarim insan oldunmu?
Baktiginda aynana sadece yüzünün bir yarisini gördügün
oldu mu hiç?
Sana hayatindaki en büyük yoksunlugu yasatandan
nefret edemedigin zamanlar oldu mu hiç?
Gözünün içine baka baka kolunu bacagini kesen bir insanin yüzüne sevgi
dolu bir gülümseme ile bakabildigin zamanlar oldu mu hiç?
Hayatta inandigin bütün degerlerini altüst eden birisine ask siirleri
yazabildin mi?
Onu içinde korumanin seni yok etmek oldugu zamanlara feda
oldun mu hiç?
İçinde aglayan çocuga umut sarkilari söyleyemedigin,
özlemini,
susuzlugunu,
açligini gideremedigin zamanlar oldu mu hiç?
Kanayan yarasini gördügün ama merhem olamadigin zamanlar.
Gücünün,
hani o tanrisal gücünün
bir çocugun aglamasini susturamayacak
kadar büyük bir kalp kırgınlığının oldugunu
Anladığın zamanlar oldumu?

oldu mu hiç?
Hiiiiiiiç….
Hiiç…
hiç…
bir hiç..

CAN DÜNDAR